MO-Çağrı Koşak

Danende Topluluğu olarak düzenlediğimiz Monokl Okumaları etkinliğimizin dördüncü programı 11 Ocak 2020 tarihinde Üsküdar Gençlik Merkezi’nde gerçekleşti.

Monokl Okumaları etkinliğimizin dördüncü programında, bir dönem SOAS Üniversitesi’nde araştırmacı olarak bulunan ve halihazırda Ortadoğu Masası’nda Habercilik yapan Çağrı Koşak konuğumuzdu. Edward Said’in başyapıtı sayılan “Şarkiyatçılık” eserini, önce bu kitap için gönüllü olan katılımcı arkadaşlarımız, sonra ise konuğumuz tahlil ettiler. 

Konuğumuz, “Şarkiyatçılık (Oryantalizm)” ifadesinin yalnızca yazılan bir eserle sınırlı kalmadığını, günlük hayatımızın, akademinin birçok alanında kullanmaya başladığımız bir ifade olduğunu ve Edward Said’i, bu eseri yazmaya iten şeyin de bunlar olduğunu söyleyerek sözlerine başladılar. “Demek ki bu ifade büyük bir boşluğu doldurdu.”

Şarkiyatçılık, en temel anlamıyla Doğu diye adlandırılana, Batı diye adlandırılanın gözü ile bakmaktır. Bu anlamda konuğumuz, Edward Said’in, bu eserini bütün şarkiyatçılara (oryantalistlere) karşı yazdığını, bu eserin kapsamlı bir karşılaştırmalı metin analizi olduğunu ve yazarın fikirleriyle harmanlandığını ifade ettiler: “Edward Said, Şarkiyatçılık tarafından bükülen doğruluğu, tersine bükmeye çalışıyor ki düzelsin. Ama bunun net bir yolu yok. Üzerine düşünülmesi gereken, hatta yazılması gereken, konuşulması gereken bir şey olduğunu söylüyor Edward Said. Aslında Şark ve Garp diye bir çizgi yok.”

Sonrasında konuğumuz bize kitapta da geçen önemli bir kavramdan bahsettiler: “Çok önemli bir kavram var: ‘mission of civilization (uygarlaştırma misyonu)’. Batı’nın çok eski tarihlerden, özellikle sömürgeciliğin başladığı tarihlerden itibaren ve halen -belki de daha güçlü bir şekilde- kullanmaya devam ettiği bir kavram. Irak’ın işgalinde, Afganistan’ın işgalinde ‘demokrasi getireceğiz, buralara çeki düzen vereceğiz, sizi uygarlaştıracağız çünkü siz uygarlaşmaktan aciz bir toplumsunuz. O yüzden buna ancak biz karar verip biz yaptırabiliriz’ ana fikriyle kullanılan bir kavram mission of civilization.” Ve şöyle devam ettiler: “Biz sizi sömürüyoruz ama biz size modern bir elbise diktik. Siz bu modernliğe bürünün ve bizim tarafımızdan yönetilmeye de razı olun. Kurduğu bir hegemonya var. Yani ‘zorun rızası’ diyebiliriz. İnsanların, toplumların, belli bir güç karşısında itaat etmeye razı olması. Bu yüzden Şarkiyatçılığı, sömürgecilikten ayrı okuyamayız, okumamalıyız.”

Sonrasında Çağrı Koşak, bu sömürünün siyasal olarak da sağlam bir temelde olduğunu ifade ettiler: “Şarkiyatçılık, Batı’nın, güçlü olduğu için, Şark’a kararlı bir biçimde dayatmış olduğu bir siyasal öğretidir temelde. Batı, bu dayatmada Şark’ın güçsüzlüğüyle birlikte farklılığını da görmezden gelir.”Devamında, Şarkiyatçılığın ilgi alanı olan Ortadoğu’nun İslam ile olan ilgisinden ve zamanla buradaki fikirlerin İslamofobi’ye dönüştüğünden söz ettiler: “Bir Ortadoğu haritası var ve biz de bunun içindeyiz. Bugün aslında bu, biraz İslamofobi’ye dönmüş durumda. Şarklılar da bunun hem öznesi, hem nesnesidir.”

Son olarak sömürgecilik ve Şarkiyatçılık ilişkisinin ne denli birbirine bağlı olduğunu ifade ederek sözlerini bitirdiler. “Sömürgecilik dediğimiz olayın tarihsel bir süreci var. Şarkiyatçılık da bunun hala taşıyan, değişen ve dönüşen ideolojisidir. Bizim de bunun bir şekilde farkına varmamız gerekiyor.”

Sevgiyle…