Teknokent Sakarya Genel Müdürü Prof. Dr. Şakir GÖRMÜŞ Röportajı

TEKİN: Teknokent’in öğrencilere, özellikle Sakarya Üniversitesi öğrencilerine sağlamış olduğu katkılar nelerdir?

GÖRMÜŞ: Çalışmak için geldiği zaman bu gençler üniversitede teorik görüyorlar bu dersleri. Burada uygulamalı görüyorlar. İşte burada staj yaparken veya bir yıl burada çalıştıkları zaman iş tecrübesi kazanıyorlar. Buradan büyük firmalara transfer olabiliyorlar. Toyota, Ford, Ottokar gibi firmalar… Gençlere böyle bir imkan sunuyor Teknokent. Bunun yanı sıra nasıl bir imkan sunuyoruz biz? Mesela siz bir öğrenci topluluğusunuz veya 3-4 tane genç bir araya geldiniz bir roket yapmak istiyorsunuz veya bir İHA yapmak istiyorsunuz veya farklı bir yazılım geliştirmek istiyorsunuz. Ve burada sizin belli bir maddi ve mentollük desteğine ihtiyacınız var. Bunu üniversiteden alamayabilirsiniz. Bütçe sıkıntısı, şu, bu falan… 

TEKNOKENT PROJELERİNDEN BİRKAÇI
ÖĞRENCİLERİN FİKİRLERİNE DESTEK…

Öğrenciler Teknokent’e geldikleri zaman yapmak istedikleri şeyi bize sunuyorlar. Sunduktan sonra şuna bakıyoruz öğrenciler veya gençler, projeleri nereye kadar getirebilmişler. Eğer bu projeleri belirli bir noktaya kadar kendi imkanlarıyla getirebilmişlerse ve bu projenin bir çıktısı olacak ise; biz bu gençleri hem mentol olarak destekliyoruz hem burada yer vererek, ofis vererek destekliyoruz hem de parasal olarak destekliyoruz. Mesela şu an da bizim desteklediğimiz 4 tane öğrenci grubu var. Gurubun birisi roket yapıyor. Bunlar Teknofest’e de katılıyor.

Mesela bu gençler zaten roketi falan yapmışlar. Bunlara ateşleme kartı gerekiyor, şu, bu. Para da vermiyoruz hiçbir zaman. Hangi malzemelere ihtiyaçları var bize söylüyorlar. O malzemeleri onlara alıyoruz. Çünkü para verirsek olay farklı yönlere geçebiliyor. 

G-FAST PROGRAMI

Ve biz burada hiçbir zaman şu şekil öğrencileri veya gençleri desteklemiyoruz. Bize bir sayfayla geliyor orada yazıyor mesela “Biz İHA yapacağız. Şunlara ihtiyacımız var. Siz projeye başlamış olacaksınız ve kendi imkanlarınızla bir yere kadar getireceksiniz. Görmemiz gerekiyor artı siz kendi harçlığınızdan bir şeyler katacaksınız ki o proje sizin için kıymetli olsun. Mesela bu bireysel olarak bize gelip destek isteyen gençlerden bir de biz şöyle bir faaliyet yürütüyoruz Teknokent olarak. G-FAST denilen bir etkinliğimiz var her yıl. Bu hızlandırılmış girişimcilik programıdır. Burada ne yapıyoruz biz? Üniversitedeki gençlerin fikirleri veya belli projeleri var. Bu projelerini getiriyorlar, bu G-FAST dediğimiz etkinlikte mentollere sunuyorlar. Mesela en son yaptığımız G-FAST’te 80 tane fikir sunuldu. O fikirleri mentoller sanayinden oluyor, yatırımcı oluyor, akademisyen oluyor. O seksen tane fikri sunmaları için herkese 5 dakika veriliyor. Çünkü eğer fikriniz iyi ise fikrinizi gerçekten biliyorsanız, 5 dakikada bunu sunarsınız. Orada bu seksen tane fikri dinliyoruz. Hatta bu fikirleri dinlemeden önce bu seksen tane öğrenci grubuna yani hepsinde 4-5 tane olduğunu düşünürsek 300 kişilik filan gençten bahsediyoruz. Bu 300 tane gence biz ilk önce bazı eğitimler veriyoruz. Mesela ne eğitimi veriyoruz? 

  1. Sunuş nasıl yapılır
  2. Fikri sanayi mülkiyet hakları yani patent falan nasıl alınır…

Bu tip konularda eğitimler veriyoruz. O eğitimler bittikten sonra diyoruz ki siz artık buradaki hakemler önünde fikrinizi 5 dakikada sunun. O seksen kişi 5 dakikada fikirlerini sundu. O fikirlerden biz 13 tanesini beğendik. Dedik ki 13 tanesi finale çıkabilir. O 13 tane fikir finale çıktı. O 13 kişi, bu sefer yatırımcılar, 700 tane öğrenci, akademisyen ve iş adamının önünde sunuyorlar. Orada sunulduktan sonra biz hakem heyeti olarak bir puanlama yapıyoruz. Birinciye 5000 lira, ikinciye 3000 lira, üçüncüye de 2000 lira gibi bir para ödülü veriyoruz. O fikirlerini geliştirirlerse onların patent ve marka harcamalarını biz yapıyoruz. Bir nakit para orada veriyoruz. Fikirlerinin patentlerini almak için onlara ücret ödemiyoruz. Ama patent başvurusunu onlar adına yapıyoruz ve patent başvuru ücretlerini biz ödüyoruz. 

Gençlerle ilgili biz bir tane proje yapacağız. Kalkınma Ajansı destekleyecek bu projeyi. Yaklaşık 1.000.000 ₺ değerinde bir proje. Biz burada şunu yapacağız; fikirleri olan gençleri alacağız üst katta bir yer yapacağız, göl manzaralı üst katta, orada onlara ufak ofisler vereceğiz. Gençlere mentoller atayacağız sanayiden. Onlara bilmeleri gereken şeyleri öğreteceğiz mesela; yeni yazılımlar var sanayide kullanılan, uygulamasını bilmiyorlar. Sanayideki mühendisleri çağıracağız, gençlere öğreteceğiz. Projeleri o mentoller eşliğinde geliştirecekler ve projeleri sanayiye entegre olacak. Normalde bu meblağın büyük bir kısmını Kalkınma Ajansı karşılayacak ama yine de büyük bir miktarını bizim ödememiz gerekiyor. İşte onun için bizim finansal olarak güçlü olmamız gerekiyor. Şu anda o gücümüz var. Bu tip projelere başlayabiliyoruz ve yapabiliyoruz. Gençlerin önünü açacak bir şey. Yani genç gelecek fikriyle, orada fikrini geliştirecek, sanayiden kendilerine bir mentol atayacağız ve o sahada ki mentol belki de bu gençleri beğenecek ve işe alacak. 

SAKARYA’DA TOYOTA OFİS

GÖRMÜŞ: Sakarya Üniversitesi’nde Toyota Ofis denilen bir uygulama var. Biz aslında o uygulamanın daha üst katmanı ya da daha gelişmişini kurmaya çalışıyoruz. O Toyota Ofis’te diyelim ki bilgisayar mühendisi 200 tane öğrenci var. Toyota o 200 tane öğrenciyi bir ön mülakata tabi tutuyor. Onlardan 50 tanesini seçiyor ve Toyota Ofis’e koyuyor. O ofisler açık ofis, herkese bir masa verilmiş, hatta bir masada dört kişi birer bilgisayar var. Onlara ufak projeler veriyor ve gençler bu projelerde çalışıyorlar. Projeleri yaparken tabi onları kontrol ediyor, Toyota’dan gelen kişiler de üniversitenin hocaları da. O projelerde başarılı olan iki veya üç kişi hem Toyota’da kullanılan yazılımı öğrenmiş oluyorlar hem de başarılı olduğu için o 2-3 kişi ne yapıyor Toyota’da orta düzey yönetici olarak işe giriyor. 200 kişiyi önce 50’ye düşürüyorlar. O 50 tane ofiste çalışanlara da Toyota belli bir ücret ödüyor bu gençlere, bu 50 kişiden de 2 veya 3 kişiyi yani en iyisini seçiyor. Çünkü sizin not ortalamanız en iyiyi göstermeyebilir ama o projeden Toyota onu görebiliyor -Tabi uygulamalı olarak görüyor ve arıyor-.  Oraya bir yatırım yapıyor Toyota ama Toyota’nın avantajı o yatırım sayesinde en iyi elemanları alıyor. Aslında o 50 öğrenci oradan kazançlı çıkıyor. Neden? “Ben Toyota Ofis’te çalıştım” diyorlar, onların özgeçmişlerinde önemli bir şey. Şimdi biz bu modelin daha gelişmişini burada kuracağız.

 

LİSELİ GENÇLER TEKNOLOJİYLE BULUŞUYOR…

GÖRMÜŞ: Biz bir tane proje başlattık. İki haftada bir, bir tane liseyi davet ediyoruz buraya. Liseler geliyor buraya. Teknokent’i tanıtıyoruz onlara. Şimdi burada aslında gençlere teknolojiyi aşılamaya çalışıyoruz. Bizim dron firmamız var. Turkcell’in var ya dronları “Dronecell” duydunuz değil mi? Buradaki firma yapıyor onu onlar yapıyor. Mesela öğrenciler geliyor. Dron uçuruyoruz falan şu bu, ilaç grubumuz var, kanama durdurucu. Eliniz kanıyorsa sıkıyorsunuz 60 saniyede sprey kanamayı durduruyor. Tabi onu daha da geliştirmeye çalışıyorlar 30 falan. Öğrencilere bir sunum yapıyoruz Teknokent nedir? Ne değildir diye görsel bir şey ondan sonra birkaç firmayı gezdiriyoruz böylece lisedeki gençlerin aslında teknolojiyle daha böyle buluşmasını istiyoruz.

TEKİN: Teknokent’in gelir gider işlemlerine küçük bir değinelim desek nasıl karşılanıyor, bağışlar ya da sponsor (vs.)?

GÖRMÜŞ: Sponsorlarımız var aslında Teknokent olarak. İş adamlarımız sponsor, Markatek denilen marka patent şirketimiz bizim sponsorumuz.

TEKİN: Teknokentlerin amacı nedir?

Teknokent’in birinci amacı üniversitedeki bilgi birikimini sanayiye aktarmak. İkinci amacı ise biliyorsunuz ki ARGE yapmak ki bu maliyetli bir şey. Çünkü yeni bir ürün geliştiriyorsunuz. Ve bu geliştirmek istediğiniz ürün gelişmeyebilir ve bütün harcamalarınız veya maliyetler boşa çıkabilir. İşte bunun için devlet ARGE yapan firmalara bir destek sağlamak istemiş. Bu desteği de Teknokent içinde sağlıyor. Nasıl sağlıyor? Siz bir ARGE firmasısınız. ARGE demek, yeni bir inovasyon yapıyorsunuz, tasarım yapıyorsunuz demek. Bu tasarımınızı veya ARGE’nizi Teknokent’e gönderiyorsunuz. Biz bunu değerlendiriyoruz.

TEKİN: Firmaların burada faaliyet göstermesinin onlar için ne gibi avantajları var?

GÖRMÜŞ: Birinci olarak çalışanlar yani ar-ge personeli gelir vergisi ödemiyor. Bu gelir vergisi %20-%35 arası değişebiliyor. İkincisi bu ar-ge personeli işsizlik ücretini, SGK ödemelerinin yarısı ödeniyor. Yani diyelim ki bir asgari ücretlinin net maaşı 2020 liradır. Bürüt maliyet 3100 lira civarındadır. Teknokent’in içinde çalıştığı zaman bu asgari ücretli ar-ge personeli bunun maliyeti yaklaşık 2350 liraya falan düşüyor. Yani firma ya 650 ya da 750 lira kardadır. Tabi ar-ge’de çalışan insanların maaşının daha yüksek olduğunu düşünürsek yani 10000 lira bürütse 3000 lira o işçiden kara geçiliyor. Çünkü 7000 lira ödüyor. Çünkü devlete o vergilerin bir kısmını ödemiyor. Firmaların buraya gelmesinin yani ar-ge firmaların birinci avantajı bu. 

İkinci avantajı ise firmalar buraya geldiği zaman diyelim ki siz bir proje yapacaksınız projeniz yazılımla ilgili sizin neye ihtiyacınız var? Bilgisayara ihtiyacınız var değil mi? O bilgisayarı alırken KDV vergisi ödemiyorsunuz veya ithal edecekseniz o makine tahsisatı gümrük vergisi ödemiyorsunuz. Böyle bir vergisel avantajı var. Diyelim ki siz ar-ge sonucunda bir tane makine ürettiniz. Yeni bir makine. Bu makineyi satarken de kurullar vergisi ödemiyorsunuz. Fakat o makineyi ürettiğinizde ilk satışınızda vergi ödemiyorsunuz. Çünkü o makineyi bir ar-ge olarak geliştirdiniz, sattınız birisine vergi ödemiyorsunuz. Seri üretimde vergi ödüyorsunuz. Onun için firmalar Teknokent’e geliyorlar.

 

TEKİN: CV’nize baktığımızda ekonomi konusunda güzel birikimler görünüyor. Peki, siz nasıl Teknokent Genel Müdürü oldunuz? Yolunuz Teknokent ile nasıl kesişti? Ve Teknokent’in bir parçası olurken sizi etkileyen şey ne oldu neler hayal ettiniz?

GÖRMÜŞ: Şimdi Türkiye’den yanlış bilinen şeylerden birisi de şu, Teknokentlerin yöneticileri hep mühendis olur diye bilinir bu yanlıştır. Teknokent’in, özellikte büyük Teknokentlerin yöneticileri, genel müdürleri, finansçıdır ya da iktisatçıdır. Neden? Çünkü burası bir anonim şirket burası bir şirket burası özel sektör, burada çalışanlar kamu personeli değil. Şimdi neden ben bir akademisyen olarak buradayım? Çünkü bu özel şirketin %63’ü üniversiteli, üniversitenin çoğu için iş, Ticaret Kanunu’nda çoğunluk hissesi, üniversite olduğu için Yönetim Kurulu Başkanı, üniversitenindir. Şimdi baktığınızda, şirketlerde hep üst düzey yöneticiler finansçılardır.  Çünkü bir şirket için en önemli olan finanstır, yöneticiliktir; yani finans yöneticiliği. Siz çok iyi bir mühendis olabilirsiniz ama şirketin finansal durumunu iyi yönetemiyorsanız şirket batar. Çünkü bir mühendis olabilirsiniz ama bir yönetici olamayabilirsiniz ve olamazsınız da, çünkü mühendis, genellikle ne yapar, üst kafayla çalışır, sonuç odaklıdır ama yöneticiyseniz biraz esnek olmanız gerekiyor. Ayrıca şirketlerin genel müdürlerinin finansçı veya iktisatçı olmalarının bir başka önemli nedeni de finansal sürdürülebilirlik. Gelir gider tablosunun, nakit akımını iyi hazırlanması… Siz bunları iyi yapamazsanız, şirket batar. 

TEKİN: Sakarya Teknokent gibi bir teknoloji üssünün genel müdürüsünüz. Peki, ülkemizin teknolojik olarak gelişimini incelersek şu an neredeyiz ve nereye gidiyoruz? Bu alanda yeterli faaliyet gösteriyor muyuz?

GÖRMÜŞ: Şimdi baktığımız zaman teknolojik gelişmeler Türkiye’de ilk ne zaman başladı? 1990’larda ilk teknoloji geliştirme merkezleri kurulmaya başladı. Türkiye’nin aslında teknolojinin önemini kavradığı yıllar 90’ların ortası ve sonu. Biz aslında geç girdik. Şimdi Amerika’ya baktığımız zaman 1950’de başlıyor. Avrupa’ya baktığımız zaman 1970’de başlıyor. Türkiye’ye baktığın zamansa 1990’ların ortasında Avrupa’dan 25 yıl sonra, Amerika’dan da 45 yıl sonra başlıyoruz. Biz geri başladık bu işe. Tabi, bir işe geriden başlıyorsanız çok hızlı giriyorsunuz işin içine. Çok hızlı giderken de çok plansız giriyorsunuz. Onun için mesela 90’ların ortası, 2000’lerde -şu an rakamları çok iyi bilmiyorum- 2000’den bu yana devletin harcadığı ARGE harcamalarının gayri safi milli harcamalarına bakarsak; %02’den %1’e çıkmış. Yani 5 kat artmış. Yine de az. Neden az? Mesela bu oran Amerika’da ve Avrupa’da %3 oranında ya da Norveç’te %4’ler civarında yani az. Çıktımız ne? Baktık aslında geldiğimiz noktada bu kadar harcamaya göre daha iyi yerde olmamız gerekiyor. 2012’lerde falan fark edildi bizim çok ARGE harcaması yapmamız, bu işte ileri gideceğimiz anlamına gelmiyor. Bizim aslında doğru harcamalar yapmamız gerekiyor. Onun için 2012’den sonra devlet strateji değiştirdi. Dedi ki: Ben hedef sektörler koyuyorum. O sektörlerde daha fazla ilerleme yapacağım ve onlara daha çok ARGE harcaması yapacağım. 

Doğru Strateji: İlerleme!

GÖRMÜŞ: Bu sektörlerden ilki savunma sanayi. Onun için Türkiye’de savunma sanayide ilerleme var. Neden? Çünkü 2012’den sonra devlet politikası olarak savunma sanayi desteklenecek sektör oldu. Her şeyi desteklemeyelim, çünkü o zaman çok başarılı olmuyoruz. Savunma sanayi destekleyelim. Sonra dediler ki sağlık sektöründe ilaç sanayiyi destekleyelim. Böylece ilaç sanayisinde şu aralar yavaş yavaş ilerleme başladı. Yani o 2000’lerdeki yanlış politikayı terk ettik. Çünkü her şeyde iyi olacağım derseniz, hiçbir şey de olamazsınız. Şimdi ne oldu? Kendimize hedef belirledik. Savunma sanayi ve ilaç sanayi. İşte şimdi mesela yeni bir şey çıktı. 2018’den sonra bir devlet politikası olarak ithal oyunlar. Çünkü dijital oyun pazarda önemli olmaya başladı. Oyun pazarında artık biz ARGE harcamalarının destekleyelim. Buradaki doğru bir strateji mi? Evet. Doğru bir strateji. Onun için biz stratejiyi doğru yaptığımız zaman ilerleme kat ediyoruz. 

Başarı oranı en yüksek Teknokent: Sakarya

GÖRMÜŞ: Sakarya Teknokent en fazla başarılı proje yapan Teknokent oldu Türkiye’de, yüzdelik olarak. Bizdeki başarı oranı %92. Bizden fazla proje yapan vardır mesela ODTÜ yapmıştır ama başarı oranı olarak mesela onun %90 de, bizim %92.

TEKİN: Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

GÖRMÜŞ: Hayal kuranları aslında teşvik etmek lazım çünkü hayal kurabiliyorsan aslında işe başlamışsın demektir. Mesela ben Teknokent genel müdürü olduktan sonra teknoloji haberlerini ve gelişmelerini televizyonda seyrediyorum. Bir tane programın yarısında seyretmeye başladım. Programda beyin kanması geçirenler için tedavisini anlatıyor. Ben her şeyi gerçek sanıyorum. Bir fikir var ve animasyonla gösteriliyor. Ama animasyonda gerçek zannediyorsunuz. Şimdi beyin kanaması olunca beyninizde kan pıhtılaşıyor, o pıhtılaştığı için de kan beyne gitmiyor. Beyin artık fonksiyonunu yapmıyor ve vefat ediyorsunuz. Şimdi o pıhtılaşmış yeri aşabilse sorun yok. Normalde biz ne yapıyoruz vücuda serum veriyoruz. Simdi buradan serumla mikro seviyede serumlar var. Mikro seviyedeki serumlar sizin damarlarınıza veriliyor. Kanın içinden gidiyor beyninize o pıhtılaşan yerde takılıyor. Sonra uzaktan kumanda ile patlatıyorsunuz onu o pıhtılaşan yeri açıyorsunuz.

Ben de oo tamam beyin kanamasını çözmüşler dedim ama meğerse bu fikir aşamasındaymış. Bakın bu bir hayal. Hayal etmeden bu iş olmaz. Bakın hayal etmeniz gerekiyor. Bütün böyle ilerlemeler hayal etmekle oluyor. Ama hayal ettikten sonra onu hayata geçirmek için bir caba sarf edeceksiniz. Onun için bizde hayal eden gençlere bu normal değil deriz. Aslında her şey bir hayalle başlar.

TEKİN: Genelde hayal kuran gence bir kaç şey söylenir, işte “Bu ülkede bunu mu yapacaksın? Aman şimdi bununla mı uğraşacaksın?” gibi çevreden kaynaklanan onun hayalini tıkayacak sözler söylenir. Yani bunların önüne geçilebilir mi bilmiyorum ama çok hassas bir nokta aslında, insanları tıkayan kısım burası.

GÖRMÜŞ: Burada şey olması gerekiyor mesela başarı hikayeleri gençlere anlatılmalı. Bu başarı hikayesi bizden de olabilir yurtdışından da olabilir. Mesela Türkiye ye baksanız aslında bir çok basari hikayesi vardır. Hatta en önemli başarı hikayesi Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır. Yani düşünün çok başarılı bir makine mühendisi, Almanya’ya gidiyor, ben şunu üreteceğim diyor. Herkes diyor o üretilebiliyor mu falan. Sonra ilk motor fabrikasını yapıyor. Motorunu yapıyor. Ve bunlar o günkü şartlarda yapılabiliyor. Yani siz bir şey yapmak istediğinizde, maalesef önünüze engeller çıkacak. Bu engelleri çıkaranlar, aslında kendileri tembel oldukları için, o ise giremeyecekleri için, sizin önünüzü kesmeye çalışıyorlar. 

…Çünkü biz çocuklarımızın hayallerini aldık…

GÖRMÜŞ: Bill Gates Harvard’da hukuk okurken diyor ki; “Ya bu okulun bana bir şey vereceği yok.”.  Yani siz Harvard’a girmişsiniz hukuk okuyorsunuz ve orayı bırakabiliyorsunuz. Çünkü onun bir hayali var, gidiyor hayalini gerçekleştiriyor ve işte Microsoft kuruluyor. İşte Türkiye’de desen ki; çocuğumuz okuyor, Boğaziçi Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliğinde. Dese ki, “Ben bırakacağım, anne ya bu okul bana bir şey vermiyor ben şöyle bir şey yapacağım”. “Yok yok, okulunu bitir.” Çünkü biz çocukların hayallerini aldık. Biz diyoruz ki; okulu bitir doktor ol. Sadece doktor olup kalsın. Kendini geliştirsin işte bilgisayar için git sıradan bir yere, yazılımcı ol. Ya kendisinde bir şeyler yapsın, bazı gençlerimizde bu var. 5 gün şirkette çalışıp hafta sonu kendi evlerinde, yazılım çalışan gençlerimiz var. Ama dediğim gibi bunu bir ibadet olarak yapmamız gerekiyor, görmemiz gerekiyor. Teknolojik gelişmeleri, her şeyi.